Selim Kaynak




Yerel Basın ve Sorunları Üzerine- 1


Yerel medya kuruluşları; ulusal ve diğer yerel medya kuruluşları ile rekabet halinde bulunmaktadır. Ulusal medya karşısında hiçbir şansı bulunmayan yerel medya olanaksızlar içerisinde var olma mücadelesi vermektedirler.
Bu mücadele içerisinde yine en büyük rakibi kendi statüsünde bulunan yerel medya yer almakta kendi pazar paylarını küçültmek adına bilinçsizce hareket etmektedir.
Bunun en basit örneğini genellikle seçim dönemlerinde yaşadığımızı inkar etmek olanaksızdır. Bu dönem öylesine bir dönemdir ki akıllara durgunluk verecek derecede “mantar” misali gazeteler çıkmakta, sandıklar seçmene geldiği gün de ortalıktan gölge gibi yok olmaktadır.
Nasrettin Hoca’ nın bindiği dalı kesmesini hatırlatan bu fotoğraf bir anlamda da içler acısı durumu ortaya koymakta madalyonun diğer yüzünü milli kaynaklarımızın israfını oluşturmaktadır. Basın özgürlüğü, demokrasi gibi süslü cümlelerle felsefik yaklaşımlarımızı bir kenera koyacak olursak, önemle düşünmemiz gereken konu şu olmalı:
Markalaşma sürecini ve marka derinliğini yaratmamış bir ürün ne kadar başarılı olabilir? Basılı bir kaynak olması bu gerçeği değiştirir mi? Verebileceğimiz cevap ise kesin ve nettir: başarısız olur ve bu gerçeği değiştiremez...
Yukarıdaki düşüncelerimizi olumsuzlamış dahi olsak; hedef kitlelerinin ne olduğunu bilmediklerini iddia etmemiz hiç bir eleştiri karşısında yadsınamaz. Özel uzmanlık alanı isteyen “Pazarlama” ve “Pazarlama Araştırmacılığı” işe müraacat eden herhangi birinin tencere, tava veya vd şeyler pazarlamasına benzemez. Hele ki medya reklamcılığında sonuçların uzun vadeye yayılı olduğu düşünülürse. Verilen reaksiyonları hemen görmek bu sektörde imkansızdır. Belirli bir süre gerekir. Haber- reklam yaptım “oley” ben bu seçimi kazanırım demek inandırıcı değildir. İşin içinde olan insanlar olarak bu haber- reklamların hangi koşullarda ve tavizlerde alındığını istemesek de görüyor, utanıyoruz. Sonuçta imalı olarak da bize yansıdığı için.
Bu bağlamda sorun; o süslü dediğimiz demokrasi ve basın özgürlüğü üzerine gelip kitleniyor. Çünkü bu gibi davranışlar “profesyonel amatör” gazetecilerin en büyük prestij kayıpları hanesinde yer alıyor. Çalışmak isteyen bayan arkadaşların karşılaştıkları durumları ise burada anlatmam mümkün değil. Ama tahmin ettiğinizi düşünüyorum.
Çözüm niye üretilmiyor? Evet, Gerçekten! Çünkü önümüzde duran problem öylesine büyük ve derin ki; topluma ve yerel medyaya her yönüyle dolaylı olarak zarar veriyor.
Entellektüel doyuma ulaşmış toplumlarda yerel medyanın trajı konusunda edindiğimiz bilgi bugün Türkiye’ deki tüm ulusal gazetelerin trajına yakın. Neredeyse arada bire on fark var.
Bu tablo demokrasinin yasalarla hayat bulmadığını bilakis insanların ilk öncelikle onu sindirmesiyle hayat bulduğu gerçeğine götürüyor. Ve yerel basının hali ise; sahipsiz cenaze gibi. Buna sebep olan yine sektörün kendisi.
Başta da ifade ettiğimiz gibi; “seçim gazeteleri” ve bunlara ek olarak “tokatçı” gazeteler antireklam kampanyalarının baş aktörü.
İnsanlarımızın güzel duygularını ve güvenlerini zedeleyen bu oyuncular sırf sektöre değil aynı zamanda demokrasiye, basın özgürlüğüne, insan haklarına ve Türkiye’ ye zarar veriyorlar. İnanıyoruz ki devlet bu konularda daha duyarlı olup gerektiğinde müdahale edecektir.
Bunun da ilk koşulu sorumlu yazı işleri müdürlerinin yüzde kaçının SSK ’ lı olduğunun araştırılmasıdır...
 
Bugün 25015 ziyaretçikişi burdaydı!
Bu web sitesi Bedava-Sitem.com ile ücretsiz oluşturuldu. Siz de kendi web sitenizi ister misiniz?
Ücretsiz kayıt ol